Eski Narkotik Şube Müdürü Ergüder’e “hayali muhbir“ soruşturması

0
74

‘Son Tango’ adı verilen uyuşturucu operasyonu sonucu açılan dava kapsamında aldığı 24 yıllık hapis cezası Yargıtay tarafından bozulan Urfi Çetinkaya’nın avukatı, müvekkili aleyhine ‘X1’ kod adlı gizli bir tanık oluşturarak ‘resmi belgede sahtecilik, suç uydurma ve görevi kötüye kullanma’ gibi suçları işledikleri iddiasıyla, ‘Tahşiyecilere kumpas’ davasının sanığı olan eski İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Tufan Ergüder ve eski şube başkomiseri olan emniyet müdürü Uğur Akbal hakkında suç duyurusunda bulundu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Valiliğinin izin vermesi üzerine emniyet görevlileriyle ilgili soruşturma başlattı.

“Tahşiyecilere kumpas” davasının sanığı olan eski İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Tufan Ergüder ve eski şube başkomiseri olan emniyet müdürü Uğur Akbal hakkında, 24 yıllık hapis cezası Yargıtayca bozulan Urfi Çetinkaya aleyhine “X1” kod adlı gizli bir tanık oluşturarak, “resmi belgede sahtecilik, suç uydurma ve görevi kötüye kullanma” gibi suçları işledikleri iddiasıyla yapılan suç duyurusu üzerine, İstanbul Valiliğinin izniyle soruşturma başlatıldı.

Yeni yasayla kapatılmasına karar verilen dönemin özel yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince, Urfi Çetinkaya’nın da aralarında bulunduğu 14 sanığın, “örgütlü şekilde uyuşturucu ticareti yapmak” suçundan yargılanarak çeşitli hapis cezalarına çarptırıldığı ve bu cezaların Yargıtay 10. Ceza Dairesi tarafından bozulduğu dava, “emniyet görevlilerince gizli tanık yaratılarak suç isnat edildiği” iddiası nedeniyle soruşturma konusu oldu.

“Uyuşturucu ticareti yapmak” suçundan aldığı 24 yıllık hapis cezası Yargıtay tarafından bozulan Urfi Çetinkaya’nın avukatı Hatip Mercan, hazırladığı suç duyurusu dilekçesini, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına sundu.

Dilekçede, dönemin İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Tufan Ergüder ve aynı şubede başkomiser olan Uğur Akbal’ın, “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, resmi belgede sahtecilik, suç uydurma, görevi kötüye kullanma, nitelikli dolandırıcılık ve zimmet” suçlarından yargılanması talep edilirken, soruşturma konusu şöyle özetlendi:

“Hayali bir muhbire atfen sahte muhbir, ihbar ve ifade tutanakları düzenleyerek, ismi dahil kimliğiyle ilgili hiçbir bilgi bulunmadığı, hakikatte var olmadığı ortaya çıkan muhbire ödeneceğinden bahisle, milyonlarca liralık muhbirlik ikramiyesi tahsil eden, böylelikle nitelikli dolandırıcılık, sahte suç delili üretme, resmi belgede sahtecilik, zimmet ve görevi kötüye kullanma suçlarını işleyen kolluk amir ve memurlarının tespit edilerek haklarında kamu davası açılması talebidir.”

– “Devlet trilyonlarca zarara uğratılmıştır”

Avukat Mercan’ın dilekçesinde, “Şüphelilerin açıklamalarının, delil mahiyetindeki resmi belgelerin sıhhati hususunda yargıyı aldatmaya yönelik, gerçek dışı, açıklamalar olduğu ve savcılığa X1 muhbire ait olduğu belirtilen sahte bir ifade tutanağı gönderildiğinin ortaya çıktığı” öne sürülerek, “Şüpheliler, muhbirlerin ihbar ve beyanlarının alınmasında uyulması zorunlu usul ve yasa hükümlerini de ihlal etmiştir. Hayali X1 muhbir tutanakları, sadece şikayetçi müvekkilin yıllarca tutuklu olarak yargılanmasına yol açmakla kalmamış, hakikatte var olmayan birine ödeneceğinden bahisle, dava dosyasına konu uyuşturucu maddenin miktarına nazaran 2 milyon lirayı aşan muhbirlik ikramiyesi tahsil edilerek devletin trilyonlarca lira zarara uğratılmasına neden olmuştur” ifadelerine yer verildi.

“Kimliğinin gizli kalmasını isteyen muhbirlere ikramiye ödemesinin, ilgili dairenin yazılı olarak görevlendirdiği bir mutemet üzerinden yapıldığı, emniyet müdürlüğü yazılarından, şüpheli Uğur Akbal dışındaki hiçbir kolluk görevlisinin X1 muhbiri tanıdığı ve onunla görüştüğünü ileri sürmediğinin anlaşıldığı”na işaret edilen dilekçede, şunlar kaydedildi:

“Bu durumda trilyonluk muhbirlik ikramiyesinin sözde muhbire ödemek üzere ancak şüpheli kolluk amiri tarafından tahsil edilmiş olabilir. Bununla birlikte, muhbirlik ikramiyesini hangi kolluk görevlisinin tahsil ettiği, soruşturma sonucunda kesin olarak saptanabilecektir. Bilindiği gibi 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 35 ve 5607 sayılı aynı kanunun 23. maddesi uyarınca, muhbirlik ikramiyesinin yarısı kamu davasının açılmasını, diğer yarısı mahkumiyete ilişkin hükmün veya zor alım kararının kesinleşmesini takip eden üç ay içinde ödenir. Muhbirlik ikramiyesinin, hangi kolluk görevlisi tarafından mutemet olarak tahsil edildiğinin, tek bir kolluk görevlisinin sadece lakabını bildiğini öne sürdüğü, başta adı kimliğini tevsik edecek hiçbir bilginin bulunmadığı ’X1’ muhbire ne gibi bir hukuki işlemle, ne tür bir belgeyle ödendiğinin etkin bir soruşturma ile ortaya çıkarılması halinde, bir yandan suçlular cezalandırılabilecek, diğer yandan devletin uğratıldığı trilyonlarca liralık zararın tazmini söz konusu olabilecektir.”

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, önceki mahkumiyet hükmünün Yargıtay 10. Ceza Dairesince bozulmasından sonra verdiği 10 Aralık 2013 tarihli kararla Çetinkaya’nın yeniden mahkumiyetine karar verdiği ve dosyanın halen Yargıtayda temyiz incelenmesinde olduğu hatırlatılan dilekçede, “Muhbirlik ikramiyesinin ikinci yarısının da ’Hacı’ lakaplı kişiye ödeneceğinden bahisle, tahsili için davanın sonuçlanarak hükmün kesinleşmesi beklenmektedir. Davanın sonuçlanması, hükmün kesinleşmesiyle kamu zararı iki katına çıkacaktır. Tüm bu nedenlerle, sayın savcılığın işin gerçeğini araştırarak meydana geleceği muhakkak olan kamu zararının önüne geçilmesini, böylelikle işlenen suçların sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılmasını sağlamasını talep etmekteyiz” görüşleri aktarıldı.

Dilekçede, şüpheliler Ergüder ve Akbal ile soruşturmada suçlarla bağlantıları tespit edilecek failler hakkında kamu davası açılması istendi.

– İstanbul Valiliği soruşturma izni verdi

Urfi Çetinkaya’nın avukatı Mercan’ın suç duyurusunu işleme koyan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, şüphelilerin memur olması nedeniyle, soruşturma açılabilmesi için yasa gereği İstanbul Valiliğinden soruşturma izni istedi. Valilik de savcılığa cevaben yazdığı yazıda, şüphelilerle ilgili soruşturma açılması talebinin kabul edildiğini bildirdi.

Yazıda, Emniyet Genel Müdürlüğünün 15 Eylül 2015 tarihli olurları ile görevlendirilen Polis Başmüfettişleri Emniyet Müdürleri Cemal Hasan Özdeş ve Gökhan Özsavaş tarafından hazırlanan ön inceleme raporlu işlem dosyasının incelendiği belirtilerek, “Bu raporda, X1 muhbire yapılan ikramiye ödemesi, X1 ile X2 muhbirlerin gizli tanık olarak ifadelerinin alınması ve kimlik bilgilerinin ilgili mahkemeye gönderildiği hususunda herhangi bir bilgi ve belge ile dosyanın Yargıtayda olmaması sebebiyle gizli tanık ifadelerine ve muhbirlerin kimlik bilgilerine, parmak izlerine ve imzalarına ulaşılamadığı” bilgisi verildiği anlatıldı.

Söz konusu raporda, emekli emniyet müdürü Tufan Ergüder ve eski emniyet müdürü Uğur Akbal hakkında, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun’un 6. maddesi gereğince soruşturma izni verilmesine dair karar verildiği de kaydedildi.

– Davanın gelişimi

DGM’lerin kapatılmasının ardından dönemin özel yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davada, 19 Nisan 2007’de verilen kararla, “X1” muhbir kolluk raporlarına dayanılarak Urfi Çetinkaya, “uyuşturucu ticareti” suçundan 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu hüküm, Yargıtay 10. Ceza Dairesi tarafından 27 Mart 2008’de, “kovuşturma aşamasında yöntemine uygun biçimde dinlenilmediği halde, kolluk tarafından soruşturma aşamasında gizli tanık olarak dinlenilen muhbirlerin beyanlarının hükme esas alınamayacağı dikkate alınarak mevcut diğer delillere göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi” gerekçesiyle bozuldu.

Bozma ilamına uyan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Şubat 2010 tarihli duruşmada, Ceza Muhakemeleri ve Tanık Koruma kanunları çerçevesinde varolduğu bildirilen “X” muhbirlerin duruşmada hazır edilmeleri için narkotik şubeye yazı yazılmasını kararlaştırdı. Narkotik Şube Müdürlüğü bu müzekkereye, “muhbirlerin tanık olarak ifade vermeye rızalarının olmadığı, bu nedenle mahkemede hazır bulunamayacakları” cevabını verdi.

Mahkemenin 6 Mayıs 2010 ve 8 Ekim 2010 tarihli celselerde, yeniden, “X muhbirlerin duruşmada hazır edilmeleri” hususunda yazı yazdığı narkotik şube, 1 Aralık 2010 tarihli cevabında, daha önce “ifade vermeye rızasının bulunmadığını” belirttiği “X1” muhbirle ilgili bu kez, “muhbire ulaşılamadığı” bilgisini verdi. “X2” muhbirle ilgili ise “25 Ocak 2011 tarihli duruşmada gizli tanık olarak dinlenildiğini’ bildirdi.

– “Tanığın kimlik bilgisi mevcut değil”

Mahkeme son olarak 3 Mayıs 2011 tarihli duruşmada, “X1 muhbirle ilgili yazısına kesin olarak cevap verilmesi gereğini yerine getirmeyenler hakkında suç duyurusunda bulunulması” kararı verdi. Narkotik Şube Müdürlüğü tarafından bu yazıya, muhbirin sorulduğu Uğur Akbal’ın 1 Temmuz 2011 tarihli cevabı eklendi. Akbal’ın, “Gizli tanık olarak dinlenilmesi istenen, X1 muhbir olarak bilgi veren ve yalnızca ’Hacı’ lakabı ile tanıdığım şahıs ile narkotikte çalıştığım yıllarda irtibatım olmuş, fakat çok uzun zamandan beri irtibatım olmamıştır. Nerede olduğuna dair hiçbir bilgim olmamakla birlikte kendisine ulaşacağım herhangi bir irtibat bilgisi bulunmamaktadır. Kendisi ile temas kurduğumda bilgi vereceğim hususunu bilgilerinize arz ederim” şeklindeki beyanı olan tutanak dosyaya eklendi.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Ağustos 2012 tarihli duruşmada, “X1 muhbirin kimlik ve tebligata yarar adres bilgilerinin 4422 sayılı yasa ve İstanbul 2 nolu DGM hakimliğinin 19 Ocak 2004 tarihli teknik takip kararı uyarınca muhafaza edilip edilmediği” hususunun narkotik şubeden sorulmasına karar verdi. Mahkemeye, narkotik şubeden 13 Eylül 2012’de gönderilen yazıda, “Emniyette X1 muhbir olarak adlandırılan muhbire ilişkin hiçbir kimlik veya irtibata yarar adres kaydının mevcut olmadığı” bilgisine yer verildi.

İstanbul 10. Ağır Ceza Makemesi heyeti, davanın 6 Kasım 2012 tarihli son duruşmasında, sanık Çetinkaya’nın avukatı Mercan’ın kolluk görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulması talebini, şikayet başvurusu yoluyla sanığın bizzat kendisinin yapabileceği gerekçesiyle reddetmişti.

Avukat Mercan’ın, müvekkilinin operasyon, soruşturma ve kovuşturma aşamasında yaşadığını iddia ettiği mağduriyetlerle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yaptığı başvuru ise kabul edilmişti. Türkiye’nin gönderdiği savunmada, mağduriyetle ilgili şikayetlerin yersiz olduğu belirtilerek başvurunun reddi istenmişti.

Hakkında soruşturma açılan Tufan Ergüder, firari Fetullah Gülen ile Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca, eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer, Yurt Atayün ve Ömer Köse’nin de aralarında bulunduğu 9’u tutuklu 32 sanıkla birlikte, Paralel Devlet Yapılanması’nın (PDY) ’’Tahşiyecilere kumpas’’ kurduğu iddiasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava kapsamında yargılanıyor.
Bu davanın iddianamesinde Ergüder’in, “silahlı terör örgütüne üye olma, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik ve delil uydurarak iftirada bulunma” suçlarından 14 yıl 3 ay ila 47 yıl 6 ay arasında değişen oranlarda hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Kaynak: Serhat Koçyiğit

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here